Sanat

Tiyatro İnceleme: Bırak İçeri Gireyim

Bırak İçeri Gireyim, edebiyatta, sinemada büyülü gerçeklik sevdiğiniz bir türse tam da sizin kaleminiz bir oyun.

Bırak İçeri Gireyim hikayeyi bilerek izleyenler için farklı, hiç bilmeden gidenler için daha da farklı bir deneyim. O yüzden çok da spoiler vermeden oyuna dair konuşmak biraz zor ama deneyelim…

Oskar okulda arkadaşlarının sataşmalarına, zorbalıklarına maruz kalan sessizce kendi dünyasına çekilen bir çocuk. Sık sık ormanda gezintiye çıkıyor ve hayal kuruyor. Kendisini diğerlerinden farklı hissettiği için dışarıda bırakılıyor, evde annesiyle de işler iyi gitmiyor yani Oskar tam da hikayenin ortasındaki şefkat duyacağınız masum çocuk. Sonra Oskar yan komşusu olan muhtemelen göçmen olduğundan dışlanan Elias ile tanışıyor. İki öteki birbirine tutunuyor ve çocukça bir aşk başlıyor. Buraya kadar kullanılan masum, çocukça ve öteki anahtar kelimelerini aklınızda tutarak bunun aynı zamanda ormanda çocukları öldüren bir katilin hikayesi olduğunu da bir kenara yazın. Yönetmen Murat Daltaban korku hikayesinden çok romantik bir Romeo – Juliet, bir Peter Pan hikayesi olarak değerlendirmiş oyunu.

Açık konuşayım, hikayenin çocuk kahramanlarının nasıl canlandırılacağı beni endişelendirmişti. Ama Begüm Akkaya’yı Elias olarak ilk gördüğüm sahnede hepsi aklımdan uçup gitti. Yırtıcı sahnelerdeki ürkütücü sesi, Oskar’la konuştuğu anlardaki çocuksu gülümsemeleri hikayenin ruhunu can evinden yakalamış. Atakan Akarsu da sempatik ama yer yer şiddete meyilli genç ergen hallerini ölçülü oyunculuğuyla dengelemiş. Kavga sahnelerinin dans formunda sahnelenmesi de iddialı bir tercih olmuş. Yer yer senkronizasyonda sorunlar var ama nihayetinde dans gösterisi de izlemiyoruz.

Zorlu PSM ve DOT’un işbirliğiyle sahnelenen oyunun dekoru oyuncular için oldukça zorlayıcı. Yüksek platformlarda dans ederek, tırmanarak, yukarı aşağı gezinerek farklı bir mekan duygusu yaratılmış. Oyunun hızlı kurgusu içinde dekorların geliş gidişleri de çok dengeli ayarlanmış ve hikayenin hızına zarar vermemiş. Bunda başarılı ışık ve müzik kullanımının da büyük payı var. Atmosfer olarak sinematografik oyun Bırak İçeri Gireyim. Aynı düzlemde 3 öykü akarken sanki gözünüzün önünde bir filmin kurgusu yapılıyor.

Canavar dediğin de bir zamanların kurbanıymış aslında ve kimin kimi neyden kurtarınca kahraman olduğunun muğlak olduğu güzel bir karanlığı var hikayenin. Sonlarına doğru çok şey yaşayıp, büyüyen Oskar ve aşkı tadan Elias, The Smiths’in Let The Right One In şarkısıyla -artık olmadıkları- çocuklar gibi dans ediyor.  Sanki bu sahnede asıl final gerçekleşiyor.  Bırak İçeri Gireyim, edebiyatta, sinemada büyülü gerçeklik sevdiğiniz bir türse tam da sizin kaleminiz bir oyun. Hatta oyundan sonra da bitmesin, John Ajvide Lindqvist’in romanı okunsun ve 2008 tarihli Let the Right One In filmi izlendikten sonra Elias’ın dediği gibi perdeler açılsın ve güneş içeri girsin artık!

24 Nisan Çarşamba günü Zorlu PSM’de sahnelenecek oyuna biletinizi burdan alabilirsiniz.

 

Share post